Av. Namık Kemal Bayar
 25.11.2017

Bundan tam yüzyıl önce bugünler Kırım Tatarlarının anayurdu Kırım yarımadasında millî hareket ve mücadelenin oldukça heyecanlı ve aktif hareketleri yaşanıyordu. Birinci Dünya Savaşı Rus Çarlığı için yıkımın başlangıcı olmuş ve Çarlığın her yerinde ihtilaller, iç çatışmalar ve çarpışmalar olanca hızı ile devam ediyordu.

Bu kargaşa dolu günlerde 1917 Mart ayında toplanan Kırım Müslümanları Kongresi, Kırım Tatar Millî Kurultayı’nı toplantıya davet etti. Tarihte ilk kez toplanacak Kırım Tatar Millî Kurultayı’nın toplantı tarihi bugünkü takvimle 3 Aralık 1917 olarak belirlenmişti. Kongrenin Kurultayı toplantıya davet etmesinin akabinde Kırım Tatarları 1917 yazı ve sonbaharını Kurultaya katılacak vekillerin seçimleri ile geçirdi. Yine belki de dünya tarihinde ilk kez kadınların seçme ve seçilme hakkını birlikte kullandığı Kurultay Vekilleri seçimleri Kırım Tatarları tarafından gerçekleştirildi ve Kurultaya katılmak üzere 5’i kadın 76 vekil belirlendi.

Kış şartlarının ağırlığı nedeni ile I.Kırım Tatar Millî Kurultayı planlanan tarihten 6 gün sonra 9 Aralık 1917 tarihinde Bahçesaray’da toplandı. Yoğun geçen toplantılar ve müzakerelerin ardından 26 Aralık 1917 tarihinde orijinal adı ile Kırım Ahali Cumhuriyeti ilan edildi ve Cumhuriyetin Anayasası Kurultay tarafından kabul edildi.

Bu yazıda, 26 Aralık 1917 tarihinde kabul edilen Kırım Ahali Cumhuriyeti Anayasası’nı günümüz Türkçesine aktarılan metin üzerinden maddeler halinde paylaşarak, Anayasa hükümleri hakkında yorumlar yapmaya çalışacağız. Toplam 18 madde ve 5 Uyarı hükmünden oluşan Anayasa’mızın hükümleri ve bu hükümlerin kısa şerhini yapmaya çalışağız.

 “Madde-1 Kurultay, her milletin kendi millî iradesi ile millî hayatını kurması esasını kabul eder.”

Fransız Devrimi sonrasında özellikle Avrupa’da ve dünyada hızla yayılarak 19. ve 20. yüzyıllarda etkileri tüm dünyayı kaplayan milliyetçilik akımının “kendi kendini yönetme-self determinasyon” ilkesinin yansıması Kırım Ahali Cumhuriyeti Anayasası’nın ilk maddesinde bu hükümle ifadesini bulmuştur.

Anayasa’nın bu ilk maddesi, oldukça açık ve kesin bir şekilde her milletin kendi iradesi ile kendi kendini yönetmesi, millî kurumlarını kurması ve millî hayatını sürdürmesi esasını kabul, beyan ve ilan eder. Madde düzenlemesinin ruhunda yani kanun koyucu Kurultay’ın iradesinde Kırım’da yaşayan Kırım Tatarları ve diğer tüm halkların kendi millî varlıklarını yaşatmalarına saygı duyulacağı ve garanti altına alınacağı esası da bulunmaktadır. Kurultay, Anayasa’nın birinci maddesi ile Kırım’daki tüm halkların haklarını da gözeteceğini ve koruyacağını da hüküm altına almaktadır. Anayasa’nın sonraki maddelerinde bu husus daha da belirgin halde düzenlenmektedir.

1917 yılı şartlarına bakıldığında, Anayasa’nın birinci maddesi, bir taraftan o günlerin düşünce hayatında oldukça yaygın olan kendi kendini yönetme iradesinin vücut bulması anlamına gelirken, diğer taraftan ancak 2.Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası hukuk ve normlara girecek ilkeleri zamanının çok ilerisinde bir anlayışla düzenleme altına almıştır.

 “Madde 2-Her milletin millî hayatını düzenleyen kanunları çizmesi ile millî işlerinin, bireysel tercihlerinden daha çok millî iradeye uygun olarak yürütülmesi sağlanacağından Tatar milletinin de sonsuza kadar kendi hayatını kendi iradesi ile kurabilmesi için serbest, gizli, eşit ve doğrudan doğruya kadın-erkek bütün milletin oyları ile seçilecek Temsilciler Meclisinin devamını kabul eder.”

Anayasanın ikinci maddesi ancak modern ve gelişmiş demokrasi geleneğine sahip ülkelerin anayasalarında rastlanabilen demokratik seçim ve temsil esaslarını belirlemektedir.

Madde düzenlemesine göre her milletin millî hayatına dair kanunlar ve milletin bütününü ilgilendiren millî işlerin yürütülmesi ancak millî iradeye uygun olarak kabul edilmeli ve yürütülmelidir. Bunun sonsuza kadar bu usulde yürütülmesi gerekmektedir ve milletin kendi iradesi ise ancak ve ancak kadın-erkek bütün fertlerin katılacağı seçimlerde seçilecek Temsilciler Meclisi tarafından hayata geçirilebilir. Seçimler ise serbest, gizli, eşit ve doğrudan doğruya bütün halkın katılımı ile mümkün olursa millet iradesi de Temsilciler Meclisi’ne yansıyacaktır.

Kırım Ahali Cumhuriyeti Anayasası’nın ikinci maddesinde benimsenen demokratik anlayış 1917 yılının çok ötesinde, günümüz demokrasi anlayışının daha o tarihlerde Kırım Tatarları tarafından kabul edildiğini gösteren, dünya demokrasi tarihi için çok önemli ve pek çok ilki kapsayan bir metni içermektedir.

Altını çizerek vurgulamak gerekir ki, kadınların seçme ve seçilme hakları, serbest, gizli ve eşit seçimler gibi bugün için vazgeçilemez demokratik ilkelerden o tarihlerde var olan pek çok devlette bahsedilmesi dahi mümkün değildi. Kurultay ve onun temsil ettiği Kırım Tatar halkı 1917’de çağının çok ilerisinde bir demokratik anlayış ve yapıyı böylelikle kabul etti.

 “Madde 3- Kurultay, hayat ve ruhu milletten doğan ve ancak onun değişmesi ile değişime uğrayan ve başkalaşan kanunların toplumsal hayatta verimli olabileceklerini kabul ettiğinden Temsilciler Meclisi’nin üç yılda bir seçilmesini zorunlu sayar.

Uyarı 1-Kurultay, memleketin bugünkü sarsıntılı halinde seçimlerin büyük zorluklara uğrayacağına inandığından Kurultay üyelerinin bir yıl süre ile Parlamento’yu oluşturmalarını kabul eder.

Uyarı 2-Kurultay, Tatar Parlamentosunun beş ile yedibin kişiye bir milletvekili seçilerek oluşmasını kabul eder.”

Anayasanın üçüncü maddesi, çok önemli bir anayasa hukuku ilkesini vurgulamaktadır. Kanunların hayatı ve ruhunun milletten doğduğu, her milletin kendine özgü kanunları olması gerektiği, hukukun kaynağının millet yani toplum olması gerektiği üçüncü maddede vurgulanmıştır. Kanun koyucu organ olarak “Temsilciler Meclisi” adı altında bir organ tesis edilmiş ve yasama erkinin üç yılda bir seçilecek bu meclis tarafından kullanılacağı belirtilmiştir. Temsilciler Meclisi, Anayasa uyarınca kanunların verimli olabilmesi olması için milletin hayatı ve ruhuna uygun kanun yapmakla görevlendirilmiş, millet hayatındaki değişimlere kanunların hızla adapte edilmesi gerekliliğinin altı çizilmiştir. Temsilciler Meclisi’nin de bu değişime uyabilmesi için üç yılda bir seçilmesi zorunluluğu getirilmiştir.

Maddede yer alan birinci uyarı, 1917 yılının hızla değişen, sarsıntılı ortamını dikkate alarak mevcut Kurultay üyelerinin Parlamento görevini yürüteceğini hüküm altına almıştır.

İkinci uyarı ise Tatar Parlamentosunun ne şekilde oluşacağını, temsilde adalet esasına göre o günün şartları dikkate alınarak belirlemiştir. 1991’de toplanan II.Kırım Tatar Millî Kurultayı ve sonrasında toplanan tüm Kurultay’larda bu temsil esasına uyulmaya devam edilmiştir. Günümüzde dahi etkisini yitirmeyen bu esasa göre halen her binbeşyüz ya da ikibin kişiye bir Kurultay delegesi seçilerek Kırım Tatar Millî Kurultayı oluşturulmakta ve bu şekilde temsilde adalet sağlanmaktadır.

 “Madde 4- Temsilciler Meclisinin olağan toplantıları kendisi tarafından belirlenir. Olağanüstü toplantılar ise Parlamento üyelerinin üçte birinin Başkanlıktan resmen talep etmesi ile toplanır.”

Anayasanın bu maddesi Temsilciler Meclisinin olağan ve olağanüstü toplantılarının ne zaman ve ne şekilde yapılacağını düzenlemektedir. Günün şartlarına göre daimî olarak toplantı yapılamaması ihtimali dikkate alınarak yapılan bir düzenlemedir.

 “Madde 5- Tatar Parlamentosu üyeleri her türlü dokunulmazlığa sahip ve zorunlu askerlik devam ettikçe askerlik yükümlülüğünden muaftır.”

Parlamenter sistemin bulunduğu her ülkede var olan milletvekillerinin dokunulmazlığı düzenlemesi 1917 şartlarında Kırım Ahali Cumhuriyeti Anayasası’nda da yer almıştır. Askerlik muafiyetinin de günün şartları, özellikle de askerlik sürelerinin günümüze kıyasen oldukça uzun olduğu düşünülerek getirildiği kanaatindeyiz. Demokratik ilke ve kuralların henüz oturmadığı, tartışmalı olduğu bir dönemde milletvekili dokunulmazlığı ve askerlik muafiyeti gibi dokunulmazlık ve muafiyetlerin dönemin siyasî ortamında yarar sağlayacağı çok açıktır.

 “Madde 6- Temsilciler Meclisi Tatar milletinin bilimsel, dini, adli, askeri, mali, siyasi işlerine ve durum gerektirdiğinde ticari, tarımsal ve sınai işlerle ilgili konularda kanunları koymakla yükümlüdür. Temsilciler Meclisinde her konu için özel komisyonlar ayrılacaktır.”

Madde düzenlemesi, Temsilciler Meclisi’nin yasama erkini kullanırken hangi konularda kanun çıkarmakla yükümlü olduğunu belirlemektedir. Bu kanunları çıkarırken de her konu için ihtisaslaşmış özel komisyonlar kurulması, kanunların bu komisyonlarda görüşülerek hazırlandıktan sonra Temsilciler Meclisi tarafından kabul edilebileceği madde ile hüküm altına alınmıştır. Çağdaş demokrasilerde de uygulanan sistem, kanunlaştırma ya da kodifikasyon şekil, usul ve esaslarını belirlemektedir. Anayasa, bu düzenleme ile kanunların hatasız, eksiksiz bir şekilde çıkması, böylelikle temas ettiği konularda yasal altyapıyı tam sağlamasını amaçlamaktadır.

Anayasanın altıncı maddesi düzenlemesi ilk bakışta Temsilciler Meclisi’nin yani Cumhuriyetin yasama erkinin kanun çıkarabileceği alanları kısıtlamış gibi bir anlama gelmektedir. Ancak hemen ifade etmek gerekir ki 3.madde ile birlikte düşünüldüğünde yasama erkinin kullanılmasında bir kısıtlama olmadığı sonucuna varılmalıdır. Esasen altıncı madde düzenlemesi ile milletin bilimsel, dini, askeri, mali ve işleri hakkında diğer erklerin düzenleme yapamayacağı, bu hususlarda kanun çıkarma ve hukuk koyma yetkisinin Temsilciler Meclisi’nin münhasır yetkisinde olduğu anlaşılmaktadır. Ticari, tarımsal ve sınai işlerle ilgili konularda ise hukuksal düzenleme yetkisi yasama erki ile diğer erkler arasında paylaşılabilecek ya da birlikte normlar oluşturulabilecektir.

Kanunilik ilkesinin açık bir tezahürü olan bu düzenleme ile milletin ruhunu ve hayatını yansıtan parlamento yani Temsilciler Meclisi, millet için hayati ve millet yaşantısına doğrudan etki eden bilimsel, dini, adli, askeri, mali ve siyasi işlerde Anayasa gereği norm koyma konusunda tek yetkili erk olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu Anayasa kuralı, dönemin monarşik, meşrutiyetle yönetilen ve kısmen ya da tamamen istibdat nitelikli rejimlerine açıkça bir tepkidir ve milletin egemenliği esasını çok net olarak ortaya koymaktadır.

 “Madde 7-Kurultay, yasama, yürütme ve yargı erklerinin her birinin tamamen özgürlüğünü ve her birinin kendi alanlarında tüm haklara ve hukuka sahip olduklarını kabul eder.

Uyarı 1-Kurultay, Millî İdare Üyeleri Kurulunu kabul eder.

Uyarı 2-Kurultay, bütün bakanlıklara birer Bakan seçilmesi esasını kabul etse de gerek görüldüğünde bir Bakan’ın iki Bakanlığa seçilmesi ve her Bakanın Bakanlar Kurulu kararına uygun olarak birbirlerinin görevlerine vekalet etmelerini kabul eder.”

Anayasanın yedinci maddesi tam anlamı ile çağdaş demokrasi ve hukuk devletinin bir anlayışını kabul ve beyan etmektedir. Bu da “erkler ayrılığı” ilkesidir. Günümüz Anayasa Hukuku doktrini devletin üç ana erkini yani kuvvetini yasama, yürütme ve yargı erkleri olarak kabul eder. Yine gerek doktrin gerekse uygulama bu erkler birbirine bağlandıkça demokrasi ve hukuk devleti anlayışından uzaklaşıldığı, erkler birbirinden bağımsız oldukça demokrasi ve hukuk devleti anlayışına yaklaşıldığı tespitini çok net ve açık olarak yapmaktadır.

Cumhuriyetin Anayasası’nın yedinci maddesi erklerin her birinin tamamen özgür olduğu ve her birinin kendi alanlarında tüm haklara ve hukuka sahip olduklarını kabul etmekle çağına göre oldukça ileri bir demokrasi anlayışını; bunun sonucu olarak bir hukuk devleti anlayışını çok kesin bir hükümle ortaya koymuştur.

Maddenin birinci uyarısı, yürütme erkinin “Millî İdare Üyeleri Kurulu” vasıtasıyla kullanılacağını, ikinci uyarı ise Millî İdare Kuruluna seçilecek bakanların çalışma usullerini düzenlemektedir.

 “Madde 8- Tatar milletinin millî işlerinin düzenli bir şekilde yönetilmesi için millî işlerin her alanına ayrı kanunlar gerektiği kadar, bunlar için ayrı alanlar oluşturulması da zorunludur.

Tatar Millî İdaresi: Eğitim, Din İşleri, Maliye ve Vakıf, Adalet, Dışişleri Bakanlıkları ve Başbakanlık makamlarından ibarettir.

a)Eğitim Bakanlığı: Bütün millî okul, üniversiteleri ve Kırım Halk Cumhuriyeti’ne bağlı bilim ve fen ocakları ile Tatar milleti arasındaki ilişkileri belirler ve seçilmiş bilimsel teşkilat ile birlikte bütün bilim ocaklarının özerkliği esası üzerine projeler hazırlar.

b)Din İşleri Bakanlığı: Tatar milletinin hayatına temas eden inanç ve ibadet konularına ait dini sorunları çözmek için Muhammediyye hukukuna uygun olarak hükümler ve bildirileri verme ve yürütme ile yükümlüdür.

c)Maliye ve Vakıflar Bakanlığı: Bütün millî vergileri toplamak ve bütün Millî İdare bütçesini hazırlayarak Temsilciler Meclisine sunmakla yükümlüdür. Maliye idaresinde vakıfların ıslahını sağlayacak ve vakıf köylerde yaşayan Tatarların ekonomik hayatlarını düzeltecek çözümleri hazırlayacak bir birim kurulacaktır.

Uyarı-Kurultay, Tatar Millî İdaresinin masraflarını karşılamak için Parlamento’nun kabul ettiği esaslara uygun olarak milletten millî vergiler alınmasını kabul eder.

d)Adalet Bakanlığı: Tatar milletinin hukuksal sorunları ile ilgili davalarını gerek İslam hukukuna gerekse Tatar adetleri ve toplumsal hayatına ait kurallara uygun olarak görmekle yükümlüdür. Buna karşın Müftülük lağvedilerek yerine Adalet Bakanlığı kurulmuştur.

e)Dışişleri Bakanlığı: Tatar milletinin şehir ve kasabalar teşkilatı ile olan ilişkilerini, zorunlu askerlik devam ettikçe askeri hayatına ait işlerini ve başka milletlerle olan siyasi, medeni, ekonomik ve sosyal ilişkilerini düzenlemek ve yürütmekle görevli birimleri olacaktır.

f)Millî İrade Başkanlığı: Bütün Millî İdare birimleri ile ilgili kanunların uygulandığını denetlemek ve bütün Millî İdare’de yaşatacağı ahenkle onu bir millî emele doğru götürmekle yükümlüdür.”

Anayasanın 8. maddesi ayrıntılı bir şekilde 7. maddede düzenlenen Millî İdare Kurulu’nu oluşturacak bakanlıkları, bunların görev alanlarını ve işleyişini düzenlemektedir. Oldukça ayrıntılı yapılan bu düzenlemede hangi bakanlıkların kurulacağı, bu bakanlıkların hangi konularda görevlerini yürüteceği, görevlerini yürütürken hangi ilkelere ve kurallara riayet edecekleri anayasal kurallar olarak metne işlenmiştir.

Maddenin özüne ve ruhuna bakıldığında çok önemli ilke ve kurallara vurgu yapıldığı dikkat çekmektedir. İlk dikkati çeken millî işlerin her alanına ayrı kanunlar gerekliliğidir. Bu “kanunilik ilkesi”nin yani milletin hayatına tesir edecek işlerin ancak kanunla düzenlenebileceği ilkesinin anayasada yer almış olmasıdır.

Bir başka ilke ise “bilim ocaklarının özerkliği” ilkesinin vurgulanmasıdır. Bilimin ve eğitimin bağımsız ve özgür olması gerekliliği, yürütme erkinin bilim ve eğitim kurumlarını kurarken ve işletirken özerkliğine müdahale etmemesi anayasa kuralı olarak getirilmiştir.

Maliye ve Vakıflar Bakanlığı düzenlemesinde yer alan uyarı, vergilerin kanuniliği, yani ancak kanun ile vergi toplanacağını düzenlemekte, bu konuda yürütme erkine bir keyfilik tanımamaktadır.

Anayasa’da yer alan Din İşleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’na ait düzenlemeler çağdaş demokrasilerde yer alan laiklik anlayışına uzak bir anlayışı ifade etmektedir. Ancak, bu noktada günün şartlarını, kanununun ruhunu iyi tetkik etmek gerekmektedir. Her iki Bakanlığa ait düzenlemeler, Çarlık Rusyası’nın ülkede yaşayan Müslümanlara yönelik baskı aracı olarak kullandığı “İdare-i Ruhanî” kurumuna karşı bir tepki olarak getirilmiş düzenlemelerdir. Keza, madde düzenlemesi esasında kişiler arasındaki özel hukuk ilişkilerinin İslam hukuku ve örf-adet hukukuna göre çözümlenmesi esasını getirerek, bu alanı düzenleyecek kanunlar için bir kaynak işaret etmektedir. Din İşleri Bakanlığı özellikle bu anlamda bir ihtiyaçtan dolayı kurulmuştur. Görevi, dinî konularda hüküm verme ve bildiriler yayınlamaktan ibarettir. Bu noktalardan bakıldığında, çağın şartlarına göre Kurultayın vaziyet aldığına dikkat edilmelidir.

 “Madde 9- Tatar Millî İdaresi birimlerinin her biri kendi alanlarında kanun taslaklarını hazırlamak ve bunları Temsilciler Meclisinin onayına sunmaya zorunludur.”

Kanun taslaklarının ne şekilde hazırlanacağı hususunda Millî İdare birimlerine görev veren ve hazırlanan kanun taslaklarının Temsilciler Meclisi’ne sunulması zorunluluğu bu maddede düzenlenmektedir. Madde düzenlemesi ile kanun yapma yetkisinin Parlamentoya ait olduğu vurgulanmaktadır.

 “Madde 10- Millî İdare birimleri başkanları, yani yürütme erki meclisi, milletvekillerinden seçilirler ve Temsilciler Meclisinin çoğunluk oyu ile alacakları güvenoyu ile görevlerini yürütebilir ve ancak Parlamento tarafından sorumluluğa çekilebilirler.”

Çağdaş demokratik rejimlere özgü bir nitelik olan yürütme erkinin yasama erki tarafından yetkilendirilmesi ve yasama erkinin yürütme erkini denetlemesi ilkesi Anayasa’da yerini bulmuştur. Bu hükme göre; Temsilciler Meclisi, milletin egemenliği ve iradesinin temsil edildiği yasama organı olarak yürütme erki üzerinde yetkilere sahiptir ve yürütme erki olan Millî İdare birimleri yani şimdiki adı ile Bakanlar Kurulu ancak Temsilciler Meclisi üyelerinden oluşur ve yine Temsilciler Meclisi’nin güvenoyu ile yürütme erkini kullanabilir.

 “Madde 11- Temsilciler Meclisi, milletvekillerinin dörtte birinin ve on kişiden az olmamak üzere her fraksiyonun talebi üzerine Millî İdare’den ve Yürütme erkinden istediği zaman açıklama istemek hakkında sahiptir.”

Temsilciler Meclisi yani Parlamento’nun güvenoyu dışında yürütme erkini nasıl denetleme mekanizmasına bu madde düzenlemesi ile ilaveler yapmıştır. Günümüz anayasalarında yasama organı üyelerinin yazılı veya sözlü soru yolu ile Bakanlar Kurulu’ndan açıklama istemesi yasama erkinin yürütme erkini denetleme yöntemlerinden biridir ve çokça uygulanan anayasal bir denetim türüdür. Kırım Ahali Cumhuriyeti Anayasası’nda da bu denetim mekanizmasına bu madde ile yer verilmiştir.

 “Madde 12- Kurultay, her topluluğun idare şekli, orada yaşayan halkın mutlak çoğunluğu ile belirlenmesini canlandıran dört esasa uygun olarak seçilen Temsilciler Meclisinin vereceği kararla kararlaştırılacağını kabul ettiğinden, Kırım’ın idare şeklinin ancak Kırımlılar Kurucu Meclisinin toplanmasını sağlamak ile yükümlü kılar.”

Kırım Ahali Cumhuriyeti Anayasası, Kırım Tatar Millî Kurultayı tarafından kabul edilerek ilan edilmiştir. Anayasa hükmü olarak metne giren 12. maddede normatif, hukuki bir düzenlemeden ziyade Kurultay ilkelerine uygun olan bir anlayış dile getirilmektedir.

Esasen Kurultay, bu madde ile bir görev ihdas etmektedir. Bu da halkın mutlak çoğunluğunun vereceği kararla Kırım’ın idare şeklinin belirleneceği, yani sadece Kırım Tatar halkının değil; Kırım’da yaşayan bütün halkların demokratik, gizli oy, açık sayım ve kadın-erkek bütün Kırım ahalisinin katılacağı bir seçimle işbaşına gelecek Kırımlılar Kurucu Meclisinin toplanması ile Kırım’ın idare şeklinin belirlenmesine karar verileceğini Kurultay kabul ve ilan etmektedir. Yine Kurultay, Kırımlılar Kurucu Meclisi’nin toplanması hususunda bir yükümlülük, zorunluluk ve görev vermektedir. Esasında bu görevi Kurultay kurumsal anlamda kendi üzerine almaktadır ve elbette Millî İdare Kurulu tarafından görevin ifası gerçekleştirilmelidir.

Kurultay tarafından kabul edilen Kırım Ahali Cumhuriyeti Anayasası’nın bu hükmü, normatif ya da hukuksal anlamda bir anayasa hükmü özelliği taşımamaktadır. Bu aslında, Kırım Tatar halkı adına Kurultay’ın bir “irade beyanı”dır. Modern ya da doktriner anlamda kanun niteliği ya da anayasa hükmü olarak nitelendirilmese de hukuk doktrini tarafından “beyan-will”, “ahit-act” ya da “söz-bill” niteliğindeki bu irade beyanları da anayasa kaynağı hatta bazı ülkelerde anayasa yerini alan hukuk kaynakları olarak tanımlanmıştır.

Bu yönü ile bakıldığında, Kırım Tatar Millî Kurultayı her ne kadar Kırım Ahali Cumhuriyeti’ni ilan ve onun bu yazıda incelemekte olduğumuz Anayasası’nı kabul etmişse de Kırım’da yaşayan diğer halklara da bu hüküm ile kendilerinin de iradelerinin ve seçimlerinin ifade bulacağı bir Kırımlılar Kurucu Meclisi’nin kurulacağı ve nihaî kararın ancak Kırımlılar Kurucu Meclisi’ne ait olacağı yönünde Kırım Tatar halkı adına bir irade beyanında bulunmaktadır. Burada teknik anlamda anayasa düzenlemesinden uzaklaşılarak diğer halklara bir “söz” verilmekte, Kırım Tatar halkı Kırım’da yaşayan diğer halkların iradesine de saygı duyacağı “sözünü, antını” vermektedir. Elbette verilen bu sözün şartı da Kırım Tatar halkının kurduğu demokratik cumhuriyet ilkelerine diğer halkların da riayet etmesi olarak düşünülmelidir.

Hukuksal açıdan bu madde düzenlemesini bir “millî söz-bill of nation” olarak adlandırmak ve tanımlamak bu yönleri ile daha doğru olacaktır.

 “Madde 13- Kurultay, Kırımlılar Temsilciler Meclisinin toplandıktan sonra memleketin hayatını ilgilendiren ekonomik, mali, siyasi kanunların, toprak meselesinin ve milletlerin biribiriyle ilişkilerinin ancak Kırımlılar Kurucu Meclisi tarafından halledilmesini tanır.”

Bir yukarıdaki 12. maddede Kurultay, Kırım Tatar halkı adına yapmış olduğu irade beyanını, yani vermiş olduğu sözü bu maddede pekiştirmektedir. Kırım Tatar halkının parlamentosu olan Kurultay, Kırımlılar Kurucu Meclisi’nin toplanmasından sonra kendine ait yetkileri bu madde ile Kurucu Meclise devretmeyi taahhüt etmekte ve kendini bununla yükümlü kılmaktadır.

 “Madde 14- Kurultay, Kırım siyasi hayatına dair her nerede bir karar verilecekse orada Kırımlılar Kurucu Meclisinin yetkisini kabul eder ve Tatar Parlamentosunu her halde en kısa zamanda Kırım Kurucu Meclisi’nin Kırım’ın idare şekline dair vereceği kararını Kırım Temsilciler Meclisinin söz konusu meselelerde verdiği kararını bildirmek için vekiller göndermesini tanır.”

Kurultay, Anayasa hükmü olarak kabul etiği bu kararla Kırımlılar Kurucu Meclisi’nin yetkisini bir kez daha vurgulamakta ve Tatar Parlamentosunu/Temsilciler Meclisi’ni Kırımlılar Kurucu Meclisi’ne vekil/temsilci göndermek üzere yetkilendirmektedir.

Bu vekiller, Kırım Tatar Millî Kurultayı’nın Kırım’ın idare şekli konusunda verdiği kararı Kırımlılar Kurucu Meclisi’ne bildirmekle ve Kurucu Meclis’te Kırım Tatar halkının iradesini temsil etmekle yükümlü kılınmıştır.

Kırım Tatar Millî Kurultayı tarafından kabul edilen Anayasa’nın 12, 13 ve 14 maddeleri karşımıza Anayasa hükmü olmaktan ziyade yukarıda da izah edildiği üzere bir irade beyanını, anayasa kaynağını çıkarmaktadır. Bu ise, Kırım’ın o dönemdeki tarihi, sosyal ve demografik yapısından kaynaklanan gerçeklerden kaynaklanmaktadır.

Kırım Tatar Milli Kurultayı, 9 Aralık 1917 tarihinde toplanarak 26 Aralık 1917 tarihinde Kırım Ahali Cumhuriyeti’ni ilan ve bu Anayasa’yı kabul etmiştir. Rus Çarlığı’nın yıkıldığı, yaşanılan coğrafyanın her köşesinde devrimlerin, karşı devrimlerin, dünya savaşının, bu savaşın içinde iç savaşların yaşandığı bir tarihsel sürecin tam ortasında bu süreç yaşanmıştır. Üstelik, Kırım’ın yerli halkı Kırım Tatarları; bağımsızlıkları kaybettikleri tarihten sonra verdiği sürekli göçlerle nüfus çoğunluğunu da neredeyse kaybetmiş ve yarımada topraklarında pek çok yabancı ile vatanını paylaşmak zorunda kalmıştır.

Bu şartlar altında Kurultay, Kırım’da yaşayan tüm halkların bir arada, huzur ve refah içinde yaşayacağı; bütün halkların demokratik ve özgür iradeleri ile kuracağı bir devlet yapısını arzulamış ve bu yapının da Kırımlılar Kurucu Meclisi vasıtasıyla kurulabileceği inancını bahsettiğimiz bu maddeler ile irade beyanı olarak kabul ve ilan etmiştir.

Bugün dahi Kırım’ın gerçeklerine çözüm öneren bu hükümler, Kırım Tatar halkının ve millî mücadelesinin demokrasi, başkalarının hak ve hukukuna saygıyı, adalet ve hukuku üstün tutma ilkesinin 100 yıl önce belgelenmesidir.

 “Madde 15- Tatar Kurultayı her topluluğun her barış konferansında diplomatların kararlarından daha çok oralarda yaşayan milletlerin oyu ile kaderlerinin belirlenmesi ilkesini kabul ettiğinden barış ile ilgili olan toplulukların ve milletlerin vekillerinin barış ve her türlü konferanslara kabul edilmesini talep eder.”

İçerik açısından başka anayasalarda pek de rastlanmayan bu madde düzenlemesi, uluslararası hukuk oluşturulurken dahi milletin iradesinin temsilini şart koşmaktadır. Bu şart koşulurken de diplomatik bürokrasi yerine uluslararası hukukun oluştuğu uluslararası antlaşmalara dair yapılan barış ve her türlü konferans ve toplantıya milletin iradesini temsil eden milletvekillerinin katılması gerekliliğini pratik olarak önermektedir. Çünkü, milletler ancak kendi iradeleri ile kendi kaderlerini belirlemektedir ve bunu da vekilleri vasıtası ile yürütmektedir.

 “Madde 16- Kurultay gerek sosyal hayatta yaşatılması zorunlu olan şahıs, ikametgah, ifade, vicdan, birleşme, toplanma, basın, çalışma ve dinlenme özgürlüklerini ve yaşama hakkını sağlamak ve gerekse azınlıkta kalan milletlerin millî ve siyasi hakları ile Kurultay tarafından Tatar millî hayatının temelleri olarak kabul edilen anayasanın ancak halk cumhuriyeti ile yaşatılacağına inandığından Kırım Halk Cumhuriyeti esasını kabul ve ilan eder.”

Bir anayasa hukukçusunun, hukuk filozofunun veya insan hakları hukuku tarihçileri ve uzmanlarının en çok dikkat etmesi ve üzerinde çalışması gereken düzenleme Kırım Ahali Cumhuriyeti Anayasasının 16. Maddesidir.

Uluslararası bir hukuk metni olarak Birleşmiş Milletler tarafından 1948 yılında kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile düzenlenen insan hak ve özgürlüklerinin sayıldığı belki de ilk anayasa örneklerinden biri Kırım Ahali Cumhuriyeti Anayasası’dır.

Madde metninde şahıs olma, ikametgah, ifade, vicdan, birleşme, toplanma, basın, çalışma ve dinlenme özgürlükleri ve yaşama hakkı otuz yıl sonra kabul edilecek İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile birebir ifadelerle sayılmıştır. Üstelik çağının biraz daha ötesine giden Anayasa azınlıkta kalan milletlerin millî ve siyasi haklarından da bahis açmıştır. Birleşmiş Milletlerin Azınlık Hakları Bildirgesi’nin 1993 yılında, Yerli Halklar Bildirgesi’ni 2007 yılında kabul ettiği düşünüldüğünde azınlıkların millî ve siyasi haklarının korunması ve yaşatılması bahsinin 26 Aralık 1917’de kabul edilen Anayasa’da yer alması insan hakları ve hukuk tarihi açısından gözden kaçırılmaması, özellikle altının çizilmesi gereken tarihî bir olaydır.

Kırım Tatar Millî Kurultayı, Anayasa’da yer alan esas ve kurallara dayalı olmak üzere bu maddede sayılan temel insan hak ve özgürlüklerinin, azınlıkların millî ve siyasi haklarının korunması ve yaşatılmasının ancak halk cumhuriyeti ile mümkün olduğu inancıyla Kırım Halk Cumhuriyeti’ni kabul ve ilan etmiştir.

Bu Cumhuriyet, insan hak ve özgürlüklerinin korunduğu, yaşatıldığı; azınlıklar ile sınırları içinde yaşayan tüm halkların ve toplulukların millî ve siyasi haklarının korunduğu, gözetildiği bir devlet olarak Kırım Tatar Millî Kurultayı tarafından kurgulanmış ve kurulmuştur.

 “Madde 17- Kurultay, Kırım’da Tatarlar arasında bulunan mirzalık, beylik, çelebilik gibi ünvanları ve bu ünvanların verdiği imtiyazları fesheder.”

Eşitlik, hiç kimsenin ya da grubun kanun önünde başkasına üstün tutulmaması ilkelerinin ana temel olarak kurgulandığı bir Cumhuriyet’te asalet ya da dinî ünvanların kullanılması, bu ünvanlara bağlı olarak bu kişilere bahşedilen imtiyazların devam etmesi de düşünülemeyeceğinden Anayasa hükmü ile bütün ünvanlar ve ünvanlara bağlı imtiyazlar feshedilmiş, ortadan kaldırılmıştır.

 “Madde 18- Kurultay, insanların eşitliği ilkesini kabul ettiğinden kadınların da erkeklerle beraber aynı haklara sahip olduklarını onaylar ve bu eşitlik ilkesi üzerine bir kanun yapılmasını Temsilciler Meclisine havale eder.”

Kadınların seçme ve seçilme haklarını kullandığı ilk demokrasi örneklerinden biri olan Kırım Tatar Millî Kurultayı, insanların eşitliğinden hareketle kadınların erkeklerle beraber aynı haklara sahip olduklarını Anayasa hükmü olarak bir kez daha vurgulamıştır.

Bu cümleden hareketle Kurultay ve Anayasa, bu eşitlik ilkesini kanunlaştırmak ve hayatın her alanına yaymak üzere Temsilciler Meclisi’ni görevlendirmiştir. Elbet bu, Kırım Halk Cumhuriyeti medeni kanunu ile hayat bulacaktır.

Bundan tam yüz yıl önce kabul ve ilan edilen Kırım Ahali Cumhuriyeti’nin Anayasası’nı kalemimizin ve bize ayrılan yerin yettiği ölçüde kısa açıklamalarla sizlerle paylaşmak istedik.

Kırım Hanlığının yüksek medeniyet ve siyasi seviyesi, kazandığı zaferler ve elde ettiği başarılar Kırım Tatar Türklerinin tarihinin altın sayfaları idi ve her zaman gururla anmaktayız.

Bununla birlikte, Kırım Ahali Cumhuriyeti Anayasası’nın maddeleri üzerine düşünürken bir hukukçu olarak şunu bir kez daha hissettim ki Kırım Tatarlarının tarihi ve medeni eserleri sadece mimari yapılarda, edebiyat ve sanat eserlerinde ya da savaş meydanlarında kazanılan zaferlerden ibaret değildir.

Kırım Tatarları hem Türk-İslam hem de dünya hukuk ve insan hakları tarihi açısından da çok büyük eserlere, tarihî gerçeklik ve yaşanmışlıklara sahiptir. Bu eserler, Kırım Tatar halkının yazılı ve yazısız hukuk kaynaklarında, örf ve adetlerinde yaşadıkları çağın çok ilerisinde bir hak ve adalet anlayışı ile gelişmiştir.

Ve Kırım Tatarlarının bu yüksek hukuk medeniyeti 26 Aralık 1917 tarihinde kabul edilen Kırım Ahali Cumhuriyeti Anayasası’nda vücut bulmuştur. Benzerlerinden çok önce ve çağının çok ilerisinde…

Pin It