Nail Aytar
15.02.2016

1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca anlaşmasının ilk maddesi olan Kırım Hanlığının bağımsızlığı bizler için her zaman istenen, arzu edilen bir olay olarak görülmesine rağmen bu madde Rusya’nın Kırım’ı işgali için atlama taşı olmuştur. Uygun gibi görünen ve konjonktürü gözetmeyen şartlar sizin yok olmanızın başlangıcı olabilir. Yani Kırım Hanlığının yıkılıp ortadan kaldırılması Kırım’ın bağımsızlığı üzerinden yapılmıştır. Uluslararası politika ayrı bir mantık ve realite üzerinden çalışmakta elde edilen sonuçlar üzerinden değerlendirilmektedir.

1783 yılında Kırım Hanlığının Ruslarca işgal ve ilhak edildiği zaman Kırım’daki Kırım Tatar nüfusu % 97–98 oranındaydı. Kalan kısmı ise Ermeni, Rum, Musevi gibi gayrimüslim azınlıklardı bunların içinde de Rus sayısı elle sayılacak kadar azdı desek hata yapmış olmayız. Bu ilk işgal ile başlayan ve günümüze kadar devam eden tehcir, göç, baskı ve soykırımlar vasıtasıyla “Kırım”, “Tavriya” yapılmaya çalışıldı. Aslında vatanlarında azınlık durumuna düşürülen Kırım Tatarlarına son darbe 18 Mayıs 1944 tarihinde vurulmuş ve Stalin’in tamamen yok etme projesi “Kırım Tatarsız Kırım” hayata geçirilmişti. Vatanlarında sıfırlanan Kırım Tatarlarının yerine ise Rusya’nın değişik bölgelerinden getirilen Ruslarla nüfus dengesi tamamen Rusların lehine bozuldu. Bugünkü Kırım’da % 65-70 Rus nüfus yapısının hikâyesi böyledir. 1989 yılında Vatana dönüş başladı ve 1991 yılında SSCB’nin dağılması ile de kısa sürede sürgün yerlerinden Kırım’a hızlı bir dönüş başladı. Bu yoğun Vatan’a dönüş sayesinde resmi rakamlara göre 300–350 bin kayıtlı, kayıt olamayanlarla birlikte 400 binin üzerinde Kırım Tatar nüfusu oluştu.

27 Şubat 2014 tarihinde Kırım’ın Ruslarca tekrar işgal edildiği süreçte yeni durumlarla karşı karşıya olan Kırım Tatarları yok olmanın eşiğinden kendisini kurtaracak savunma mekanizmaları geliştirmek zorundadır. Süreci okuyamazsak Kırım Tatarları için yeni bir şans olma ihtimali yoktur ve yok olup gidecektir. Kırım Tatarları bugünkü şartlarda milli kimliklerini, dillerini, dinlerini ve kültürlerini muhafaza etme ve geliştirmekte zorlanmaktadırlar. Kırım Tatarlarının bu yok olma sürecinde süreci geri çevirebilecek en büyük kozlarından bir tanesi ise diaspora Kırım Tatarlarıdır. Diaspora bu süreçte etkin ve inatçı bir mücadele sergiler maddi ve manevi olarak vatanda yaşayanların yanında yer alırsa büyük mesafe alınmış olur. Diasporanın birlik ve beraberliği adına atılan her adımın şahsi ve anlamsız sebeplerle engellenmeye çalışılması çok manidardır. Kendilerini çok akıllı, entelektüel, akademisyen, milliyetçi vs. etiketlerle vasıflandıran bazılarının Kırım Tatar Milli Mücadelesine verdikleri zararı bugün Rusya istese (belki de istiyor) elde edemez. Kırım Tatar olduklarını iddia eden bazı yayın, internet ve sosyal medya sayfalarına baktığımız zaman Rusya ve Putin’den daha fazla Kırım Tatar lider ve Milli Hareketini eleştirenlere rastlıyoruz. Gereksiz tartışmaların büyütülerek kangren hale getirilmesinde başrol oynayan bu ‘Kırım Tatarları’ acaba kime hizmet ettiğinin farkında mıdır? Bayır Bucak Türkmenlerinin aralarında Ruslarında bulunduğu düşmanlarla savaşmasını kutsayanlar Ruslarla mücadele etmeye çalışan Kırım Tatarlarını ‘terörist’ ilan etmesini anlamak mümkün değildir. Kendisiyle ters düşen bu insanlar Çeçenistan, Karabağ, Bosna, Afganistan’da savaşan Müslüman ve soydaşlarını mı yoksa Rusya’yı mı desteklediler?

Günümüz gerçeğinin medya vasıtası ile kamuoyunu etkileme ve bu vasıtalarla sonuca gitme üzerine kurulduğunu düşünürsek yapılan dezenformasyonun sebeplerini çok daha iyi anlayabiliriz. Mustafa Aga’nın dediği gibi günümüzde savaşlar medya ve uluslararası kurumlar üzerinden yapılmaktadır. Demokratik, olgun fikir tartışmaları yerine suçlayıcı, baskı altına almaya çalışan eylemler hemen anlaşılmaktadır. Profesyonel ekiplerce yönetilen bu kampanyalarda ana hedef seçilmekte ve bu hedefler ortaya delil konmadan suçlanarak iddialar gerçekmiş zannı uyandırılmaya çalışılmaktadır. Bu konularda birazcık bile dikkatli olunursa amacı anlamak mümkündür.

Bugünkü durumda Kırım Tatar Milli Mücadelesinin ana dinamiğinin stratejik iki yol arkadaşı vardır. Bunlardan birincisi hiç şüphesiz Türkiye Cumhuriyetidir. Zaman zaman anlamakta zorlandığımız durumlar olsa dahi sonuca baktığımız zaman Kırım Tatarlarının yanında her zaman Türkiye Cumhuriyetinin maddi ve manevi desteğini gördük ve hissettik. Türkiye Cumhuriyeti yöneticileri yaşadığımız bölge ve Türk dünyasının en büyük baş belasının Rusya Federasyonu ve Putin olduğunu yakın zamandaki gelişmelerde çok net gördüler. Kırım Tatar Milli Mücadelesinin ikinci yol arkadaşı ise Ukrayna’dır. Zaman zaman Ukrayna’nın da yalpaladığını görmekle birlikte uluslararası hukuk ve temayüller üzerinden gidecek olursak ortaya koyacağımız hak ve taleplerimizi Ukraynasız yapamayız. İşgal edilen KÖC yani Kırım Özerk Cumhuriyeti Ukrayna’ya bağlı özerk bir cumhuriyet idi. Tekrar hukuksuzluğun ve işgalin sona erdirilmesi için yapacağımız taleplerin BM, AKPM ve diğer kurumlarda bir karşılığının olması ancak bu sayede olabilir. Bu realitenin Ukrayna tarafından da anlaşıldığını Kırım meselesinin Kırım Tatarsız çözülemeyeceğini anladıklarını umuyoruz. Ukrayna yönetiminin KÖC Kırım Özerk Cumhuriyetinin ilerde Kırım Tatar Özerk Cumhuriyeti olacağını söylemeleri önemli bir gelişmedir.

Aynı Afganistan’ın işgali sonrası SSCB’nin dağılma sürecinin başlaması gibi bugünde Ukrayna ve Suriye üzerinden aynı sürecin başladığını söyleyebiliriz. Petrol fiyatlarının aşırı düşmesi ve uluslararası ambargo sebebiyle Rusya’nın çok zorlu bir sürece girdiği görülüyor. Bu saldırganlığın köşeye sıkışan kedi gibi Rusya’nın üzerine atlayacağını tahmin etmek çok zor değil. Çok uzakta olmadığını tahmin ettiğimiz yeni bir 1991 sürecine bizde hazırlıklı olmalı ve o gün geldiğinde son barutumuzu da atabilecek durumda olabilmeliyiz.